Ne Mutlu Türküm Diyene!
Kaybet Kendini - Blogcu



Kaybet Kendini

İddaacı'nın Yeri

4/9/2009 - Güçlü Ordu Güçlü Türkiye Yanlışmış!

TSK’nın bu yılki “Güçlü Ordu Güçlü Türkiye” sloganına Bakan Günay’dan tepki..

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Genelkurmay Başkanlığı'nın 30 Ağustos vesilesiyle hemen her yere astığı afişlerdeki "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" sloganını doğru bulmadığını söyledi.


Zaman’ın haberine göre bu sloganın tersten okunması gerektiğini belirten Günay şöyle konuştu:

 

"Takdim ve tehir yanlış olmuş. Bütünün adı Türkiye'dir. Türkiye güçlü olursa ordu, millet, devlet, meclis, hükümet, her şey güçlü olur. Güçlü ordular, güçlü olmayan halkını, yöneticilerini, sistemlerini koruyamadı. Saddam'ın ordusu güçlüydü ama Saddam'ı koruyamadı. İran ordusu da Şah'ı koruyamadı. Çünkü demokrasi yoktu, millet zayıftı, halka saygı yoktu."


EVREN'İN CUMHURBAŞKANLIĞI UNVANI VE LOJMANI ALINSIN

 

Gündemdeki konuları değerlendiren Bakan Günay, 29'uncu yıldönümü yaklaşan 12 Eylül darbesinin mağdurlarından. Dönemin CHP'li siyasetçisi olarak yargılanan Günay, Mamak Cezaevi'nde bir süre yattı. Günay, demokrasiye saygı gereği 12 Eylül'le hesaplaşılmasından yana. "Sembolik adımlar atılsın." diyen Günay, Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı unvanı, makam aracı ve lojmanının geri alınmasını istedi.

 

Günay, demokratik açılımın önemi üzerinde de durdu. Yapılmak istenenin evrensel standartların yakalanması olduğunu, bu anlamda sessiz bir demokratik devrim yaşandığını savundu. "Biz şehitlerimizi bağrımıza basarken, yeni şehitler olmasın diye uğraşıyoruz. Bu demokratikleşme süreci büyük bir ihanete, provokasyona uğramazsa halkın istediği bir çizgidir. Hain bir saldırı tarihî tuzak olur. Bu tuzaklar olmazsa Türkiye bu süreçten başarıyla çıkacaktır." görüşünü dile getirdi.

 

CHP'NİN YÖNETİMİNDE HALK DÜŞMANLARI VAR

 

Ertuğrul Günay, sürecin başlamasıyla birlikte yaygın bir şekilde dile getirilen 'bölünme' kaygılarına ise karşı çıktı. Bölünme ve parçalanma iddialarının, korku ve kavga üzerinden siyaset yapan anlayışların jargonu olduğu kanaatini dile getirdi.

 

Muhalefetin yönelttiği suçlamaları daha çok Soğuk Savaş döneminden kalma eski siyasi alışkanlıklara bağlayan Bakan Günay, yakın tarihten önemli bir hatırlatma yaptı. "Türkiye'ye bu kış komünizm gelecek." sözünün mucidi Celal Bayar'ın, Adnan Menderes ile birlikte 1946 yılında İsmet Paşa'nın CHP'si tarafından 'gomunist' olmakla suçlandığını aktardı. "Düşünebiliyor musunuz, bu memlekette Mareşal Fevzi Çakmak bile komünistlikle suçlandı. Şimdi de yapılan suçlamaların ne kadar komik olduğunu tarih yazacak." dedi.

 

Artık korku devrinin kapandığını ve bu söylemlerin içinin boşaldığını savunan Günay, bunu muhalefetin anlamadığını belirterek, çarpıcı değerlendirmeler yaptı: "CHP'nin başında resmen halk düşmanı, halktan korkan birtakım sözcü ve yöneticiler var. Tek parti zihniyetine hapsoldular. Bu anlayış demokratikleşmeye zaman kaybettiriyor."

Bakan Günay, MHP'nin de kendisini çatışma üzerine kurgulamış, vatanseverlik kavramını kavramamış bir yönetim kuşağının elinde olduğu iddiasında. Günay'a göre, "Alparslan Türkeş, yaşıyor olsaydı, iç, dış politik süreçlere daha olumlu katkı yapardı. Son yıllardaki adımları bu doğrultudaydı."

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Memur ve asgari ücretliye kötü haber, içkiye zam

Kriz darbesi yiyen bütçede, harcamalara köklü önlemler alınıyor...
Hükümet, yılsonunda 70 milyar liraya çıkması beklenen bütçe açığını kapatmak için harekete geçti. Kriz darbesi yiyen bütçede köklü harcama kısıcı önlemlerde mutabakata varıldı.


Sosyal güvenlik giderlerinde sıkıyönetim uygulanacak. İlaç masrafları kısılacak. Bunun için eşdeğer ilaç tüketimi özendirilecek. Hastanelerin sarf malzemesi alımları tek tek değil topluca yapılarak maliyet aşağıya çekilecek.

Kamuda araç alımı kısıtlanacak, cari giderler azaltılacak. Memurlara, 2009 için öngörülen enflasyon hedefi ile orantılı zam yapılacak. Gerek memur maaşları gerekse asgari ücret ayarlamaları enflasyonla uyumlu tutulacak. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında gerçekleştirilen 'ekonomi zirvesinde', Orta Vadeli Plan, bütçe, sosyal güvenlik harcamaları, memur zammı ve Ekim'de İstanbul'da yapılacak IMF-Dünya Bankası sonbahar toplantılarına yönelik hazırlıklar konuşuldu.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın katıldığı toplantı yaklaşık dört saat sürdü. Toplantıda, Sosyal Güvenlik Yasası sonrası gelişmeler, yılın son 6 ayında 14 milyar liraya ulaşan sosyal güvenlik açığı değerlendirildi. Bu kapsamda, Türkiye genelinde "akılcı ilaç kullanımı kampanyası" başlatılacak.

İÇKİDE VERGİ ARTACAK

Vergi gelirlerinin nisbi ekonomik canlanma ile artacağı dikkate alınacak. Bu nedenle tütün ürünleri ve alkollü içkiler üzerindeki vergi yükü ile harçlar artırılacak.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Firefox Kullanıcıları bu habere dikkat

Eklenti diye kuruluyor; ama bütün bilgilerinizi kaydedip gönderiyor!


Kendini Firefox eklentisi olarak tanıtan ve "Adobe Flash Player 0,2" olarak adlandıran bir spyware Firefox kullanıcılarını tehdit ediyor.


Kaynağı hakkında tam bir bilgi edinilemezken forum iletileri vasıtasıyla gün ve gün daha fazla kullanıcının arama geçmişi ve Google arama girdileri gibi bilgileri önceden ayarlanmış bir kontrol mekanizmasına yollayan bu zararlıya karşı Trend Micro tehlike çanlarını çaldı. Arama yaptığınız an, kendi oluşturduğu bağlantıları karşınıza getiren zararlı daha da sinir bozucu hale gelebiliyor.

Trend Micro Smart Protection Network'ün başarıyla engellediği bu zararlıya karşı bütün Firefox kullanıcılarının dikkatli olmasını ve tarayıcılarına eklenmek isteyen bu eklentinin aslında bir zararlı olduğunu bilmesi gerekiyor.

İnternet Explorer'da ise bulduğu bir açığı kullanarak sisteme kurulmak isteyen bu zararlıya karşı mutlaka Kullanıcı Hesap Denetimi'nin açık halde olmasını tavsiye ediliyor.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Tayyip "Türkiyeli" den vazgeçti, milliyetçiliğe yöneldi

Başbakan Erdoğan açılım tartışmalarında milliyetçi bir tablo çizdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkede bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında bütünleşmemiz lazım, bir ve beraber olmamız lazım. Buna da kimsenin halel getirmeye hakkı yoktur" dedi.



Erdoğan, "Herkes etnik kimliğiyle övünsün kimse ona bir şey diyemez, dememelidir, ama tüm etnik unsurlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla övünsün" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığında düzenlenen iftar yemeğinde polislerle bir araya geldi.

Erdoğan, iftarın ardından yaptığı konuşmada, Türkiye'nin huzur ve güvenliği noktasında özverili ve önemli bir çalışma yürüten güvenlik güçlerine ülke ve millet adına şükranlarını sunduğunu belirtti.

İftara katılan Özel Harekat Daire Başkanlığı kursiyerlerine eğitim hayatları ve vazifelerinde başarı dileyen Erdoğan, Özel Harekat polisleri başta olmak üzere şehit düşen tüm güvenlik görevlerini rahmet ve minnetle andıklarını ifade etti.

Özel Harekat Dairesi Başkanlığının Türkiye'de milletin gurur duyduğu bir teşkilat olduğunu dile getiren Erdoğan, "Sizlerle her zaman gurur duyduğumuzu ve duyacağımızı bilmenizi isterim" dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin arazi ve nüfus yoğunluğu itibarıyla büyük bir ülke olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Ne yazık ki yıllar boyunca çözülemeyen, hasır altı edilen, ötelenen, ertelenen birçok sorun, asayiş meselesi olarak geri döndü, Türkiye'nin uzun yıllar boyunca gündemini işgal etti. Ekonomideki atalet Türkiye'nin ekonomik büyümesini olumsuz etkilediği kadar sosyal yapıyı da ne yazık ki olumsuz etkiledi. Dış politikadaki başarısızlıklar Türkiye'nin itibarını zedelediği gibi bölgesel ve küresel ağırlığını da yıprattı. Sosyal meselelere karşı duyarsızlık, göç gibi, konut gibi, çevre gibi meselelere karşı ilgisizlik, suç olarak, terör olarak sosyal dokuyu zedelemeye başladı. Kısacası Türkiye'nin her meselesi bir yumak gibi, bir çığ gibi döndü dolaştı ve güvenlik güçlerimizi ilgilendiren bir asayiş ve güvenlik meselesi haline geldi. Biz 7 yıl önce iktidarı devralırken Türkiye'nin meselelerinin birbiriyle yakından alakalı olduğuna, birbirinin içine geçtiğine inanarak kendimize bir yol haritası çizdik ve terörle mücadeleyi demokratikleşmeden, demokratikleşmeyi ekonomiden, ekonomiyi dış politikadan, dış politikayı iç politikadan ayrı gayrı görmedik. Tüm bu alanlardaki başarıların birbirini destekleyeceğine inandık ve her birini topyekun kucaklayan bir anlayışla kollarımızı sıvadık. Türkiye'nin enerjisini, kaynaklarını tek bir alana hapsetmek yerine eşit ve adil biçimde tüm sorunlara yaydık ve son derece başarılı neticeler aldık, almaya da devam ediyoruz."

Başbakan Erdoğan, "yıllar boyunca demokrasi ve özgürlükle güvenliğin birbirinin zıttı, alternatifi olarak görüldüğünü" ifade ederek, bu iki alanın alternatifi olmadığına inandıklarını vurguladı. Erdoğan, hem demokratikleşmede hem de terörle mücadelede etkin ve başarılı bir istikamet izlediklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, bu süreçte tüm güvenlik teşkilatlarının etkin ve özverili çalışmalar sürdürdüğünü dile getirerek, Türkiye'nin bugün ulaştığı seviyelerde büyük emeklerinin olduğunu söyledi.

"BU SÜRECİN DİNAMİKLERİ TAMAMEN YERLİ"

Başbakan Erdoğan, özel harekat polislerinin özellikle terörün yoğunlaştığı bölgelerde etkin görevler aldığını belirterek, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki fotoğrafı en iyi görebilenlerin özel harekat polisleri olduğuna inandığını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Başlattığımız Milli Birlik Projesi adı altındaki demokratik açılım süreci de sizlerin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığımızın bünyesinde, koordinatörlüğünde yürütülüyor. Terörü doğuran sebepler ve terörü bitirmeye yönelik çözüm önerileri geliştirme noktasında her birinizin engin bir birikim ve tecrübeye sahip olduğunu biliyorum. Çünkü siz damdan düşenlerdensiniz. Siz olayın sadece teorisini değil hem teoride hem pratikte yaşayanlardansınız. Zaten bunu birleştirdiğimiz an ulaşacağımız neticede daha başarılı olacağız. Sürecin güvenlik boyutu ile ilgili olarak sizlerin bilgi ve tecrübelerinden de istifade etmeye devam edeceğiz. Son 1 ay içinde bizzat ben ve arkadaşlarım defaatle vurguladık; bu süreç, terörle mücadelede yaşanan zafiyet ve aciziyetin bir sonucu değil. Hükümet ve devlet olarak terörle çok etkin ve başarılı bir mücadele yürüttük, yürütüyoruz. Eğer bugün demokratik açılım sürecini başlattıysak bunda başarılı bir şekilde yürütülen çalışmaların büyük bir etkisi var. Çok boyutlu olarak sürdürdüğümüz çalışmalar neticesinde tarihi fırsat olarak adlandırılan bir ortam oluştu. Bu sürecin dinamikleri tamamen yerli."

"ETNİK UNSURLAR DA TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞIYLA ÖVÜNSÜN"

Başbakan Erdoğan, Hükümet olarak, bölgesel, etnik ve dinsel milliyetçilik yapmayacaklarını belirterek yola çıktıklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız. Neden? 780 bin kilometre karelik bu vatan topraklarının her bir yerini nakış nakış işleyeceğiz. Batı'da ne varsa Doğu, Güneydoğu da aynen görmeli. Orada da eğitimden, sağlığa kadar, enerjisi, yollarına varıncaya kadar her yer abat olmalı. Eğer bunu halledemiyorsak işte o zaman istismar odaklarına malzeme vermiş oluruz. Onun için meseleyi çok boyutlu ele almak zorundayız. Niçin İstanbul'un Kadıköyü, Ankara'nın Kızılayı Ağrı'nın Patnosunda aynı şekilde tecelli etmesin, orayı da niçin aynı şekilde inşa etmeyelim? Bunu yapmak bizlerin görevi değil mi? Eğer burada modern dünyanın bütün imkanları var da orada olmuyorsa o zaman siz her yeri tahrik etmiş olursunuz. İşte bugüne geldiğimizin altında bu gerçekler var. 'Etnik milliyetçilik yapmayacağız' dedik. Ben ülkemdeki 72 milyon vatan evladının her birini de aynı şekilde seviyorum. Hiç birini ayırt edemem. Var olanı yaradandan ötürü sevmek zorundayım. Benim insana bakışım budur ve bundan sonra da öyle bakacağım. Bugüne kadar da öyle baktım, ama tek şey istiyorum; bu ülkede bizim Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı'nda bütünleşmemiz lazım, bir ve beraber olmamız lazım. Buna da kimsenin halel getirmeye hakkı yoktur. Bunu başardığımızda artık çözümsüzlük diye bir şey kalır mı? Herkes etnik kimliğiyle övünsün kimse ona bir şey diyemez, dememelidir, ama tüm etnik unsurlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla övünsün."

"ŞEHİDİMİN BİR DAMLA KANINI 550 MİLLETVEKİLLİĞİNE DEĞİŞMEM"

Başbakan Erdoğan, "Ben şehidimin bir damla kanını 550 milletvekilliğine değişmem. Bu işin bedeli ne olursa olsun biz bu yola çıktık ve bu yola böyle devam edeceğiz. Bu süreçten güçlü bir Türkiye olarak, zincirlerini kırmış, şaha kalkmış,atılıma geçmiş bir Türkiye olarak çıkacağız. Engellemelere, tahriklere rağmen bu süreci hayırla tamama erdireceğiz" dedi.

"Demokratik açılım" çalışmalarına karşı çıkanların, bir yandan da "akan kanı durdurun" çağrısında bulunduklarını söyleyen Erdoğan, "İşte bizim bugün yaptığımız budur. Anneler şehit tabutları başında gözyaşı dökmesin, yürekler dağlanmasın, genç fidanlar toprağa düşmesin istiyoruz. Onun için bu çalışmaları yapıyoruz" diye konuştu.

Konunun tarafı herkesin düşüncelerini dile getirmesini istediklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama bakıyorsunuz ki hep bu sorunu gündeme taşıyanlar ve çözümsüzlüğe çözüm getirmeyenler ne yazık ki bunun üzerinden istismar politikası üretmeye de devam ediyorlar. Hamasetle, bağırıp çağırmakla, meydan okumakla bu işler düzelseydi bugüne kadar çoktan düzelirdi."

Başbakan Erdoğan, çözüm noktasında her kesimin sağ duyulu ve metanetle hareket etmesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

"Süreç içerisinde bizim sabrımızı, metanetimizi, dayanma gücümüzü sınamaya çalışanlar olabilir. Tahriklerle ya da tahrikkar açıklamalarla süreci baltalamaya çalışanlar olabilir. Biz bunlar karşısında soğuk kanlı olacağız. Sabırlı olacağız. Dayanıklı ve dirayetli olacağız. Hiç kimse kendisini şunun, ya da bunun temsilcisi, sözcüsü, hak arayıcısı gibi göstermeye kalkmasın. Bu milletin topyekun temsilcisi TBMM'dir. Milletin başka temsilcisi yoktur. Hele hele Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ya da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin bir terör örgütünü ya da teröristleri muhatap alması onlarla müzakereye oturması asla ve asla söz konusu olamaz, bunu çok açık ve net söylüyorum. Kimse bizi böyle bir yere oturtmaya da kalkmasın. Bizim muhatabımız topyekun 72 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Bunun dışında bir muhatap kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bu sorunu milletimizin arzuları, beklentileri, istekleri doğrultusunda inşallah çözüme kavuşturacağız. Bu süreçte kendisine siyasi rant elde etmeye, kendi varlığını tescil ettirmeye yönelik girişimler, istismardan öteye geçmeyecektir. Biz yola çıkarken dedik ki anneliğin ideolojisi yoktur, sağcılığı, solculuğu yoktur. Bizim bu sebeple annelerin gözyaşını dindirmekten başka bir gayemiz yok ve olmadı."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Yeni Öss Sistemi (2009)

Bir dershaneci gelecek yıl başlayacak yeni ÖSS sisteminine gazete ilanıyla tepki gösterdi..

Bir dershanenin kurucu ortaklarından matematik öğretmeni Ahmet Hançerlioğulları, gelecek yıl üniversiteye girişte uygulanacak iki aşamalı sınav sistemine yönelik eleştirilerini duyurmak üzere gazeteye ilan verdi.


Konuya ilişkin açıklama yapan Hançerlioğulları, 30 yıllık eğitimci olduğunu belirterek, üniversiteye giriş sınavındaki katsayı uygulaması değişikliğini desteklediğini söyledi.

Gelecek yıl uygulanacak iki aşamalı sınavın ikinci aşaması olan Lisans Yerleştirme Sınavı'nın (LYS) sıkıntılı bir sınav olduğunu iddia eden Hançerlioğulları, ''İkinci aşamada 90 fen sorusu sorulacak. Sınavda her ders için ayrı ayrı kitapçık dağıtılacak. Birini verip diğerini alacaklar. Orada bir kitapçık kaybolduğu zaman, sil baştan yeniden bir sınav... Ben dershane sahibiyim. Bunun dershanede uygulanış şekli bile imkansız. Onun için bu, sıkıntı olmadan uyarmak istedim'' diye konuştu.

Hançerlioğulları, Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda (YGS) her bölümde 40 yerine 45 soru yöneltilmesi gerektiğini, öğrenci başarısının bu şekilde daha iyi ölçülebileceğini savundu.

Bir eğitimci olarak sorumluluk duyduğunu ifade eden Hançerlioğulları, bu nedenle konuyla ilgili düşüncelerini aktarmak üzere bugün bir gazetede yer alan ilanını daha sonra diğer gazetelere de vereceğini söyledi.

Sorunu ancak Başbakan'ın çözebileceğini belirterek bu nedenle gazete aracılığıyla ona seslendiğini belirten Hançerlioğulları, ilanında şunları kaydetti:

''Sayın Başbakanım, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'nda yapılan katsayı değişikliğini bir eğitimci olarak oldukça isabetli buluyorum.

YGS içerik ve işlev bakımından mükemmel. Fakat adaylara her bölümde 40 yerine 45 soru sorulması gerektiği inancındayım.

LYS'nin uygulanması öngörülen biçimini gerçekçi bulmuyorum. Yüce takdirlerinize saygılarımla arz ederim.''

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - "KPSS Atamalarınız Takiplendirilir"

Atama bekleyen öğretmen adayları için ulusal gazetelere ilan verdiler..



Milli Eğitim Bakanlığı’na KPSS puanlarına göre öğretmenlik başvuruları sürerken, atama bekleyen çok sayıda öğretmen adayına bakanlıklarda tanıdıkları olduğunu söyleyerek 2-3 bin TL karşılığında “istediği yere atanma” sözü veren bir çete, üstüne üstlük ulusal gazetelere “KPSS atamalarınız takiplendirilir” diye ilan vererek ‘rahatlığını’ ortaya koydu.

 

Gazete Habertürk bu şekilde ‘çalışan’, Ankara’da büro tuttuğunu ve adının Ertuğrul olduğunu söyleyen bir kişiye ulaştı..

 

‘BUNUN ADI RÜŞVET’

 

Öğretmen adaylarına, adının Ertuğrul olduğunu ve bakanlıklardaki hatırlı dostları sayesinde isteyenin istediği yere atanmasını sağlayabileceğini aktarıyor. Eğitim Fakültesi’nde 4 yıl okuduktan sonra ortalama 2-3 yıl da atama için bekleyen çok sayıda öğretmen adayının bu kişileri arayarak, destek istediği de öğrenildi.

 

“Öğretmen” olarak atama garantisi veren telefondaki kişi, “Ankara’da iş takibi yapıyoruz. Müşavirlik hizmeti veriyoruz. Bakanlıklarda, farklı kurumlarda çevremiz ve kontenjanımız, akrabalarımız, dostlarımız var. Açık söyleyeyim bunun adı rüşvet. Başka bir şey değil” diyerek firmasının açık adresini verdi.

 

‘BU BİR GÜVEN OLAYI’

 

Öğretmen adayı olduğunu düşündüğü muhabirimizi, dolandırıcılara karşı da uyarmaktan çekinmeyen kişi, “Bu güven olayı, güven olmazsa olmaz. Sizin tercihiniz. Ben illa da gelin demiyorum. Her kurumda dolandırıcı olabilir. Öğretmenler içinde dolandırıcı yok mu? Siz bana para vereceksiniz, karşılıklı güven duyacağız” diye güven vermeye çalıştı.

 

SOSYAL MESAJ VERDİ

 

“Türkiye’nin kaderi, şartları bu. Keşke böyle olmasa” diye ilginç bir tespitte de bulunan bu kişi, “Şimdiye kadar kaç kişiyi kamu kurumlarında işe yerleştirdiniz?” şeklindeki sorumuzu ise, “100 tane 500 tane diyemem ki, olmaz ki, yakışmaz ki.. Gelin bir çayımızı için” yanıtını verdi.  “Ağrı’daki bir doktorun İstanbul’a tayinini yaptırabilir misiniz?” şeklindeki soruya ise yanıt kesindi: “Çevremiz var yardımcı oluruz.”
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Erman Toroğlu: "TEFE TÜFE'ye TABATA da eklensin!"

Rezaletler de ortadan kalkardı. Sayın Maliye Bakanım Mehmet Şimşek. Bu olaya bir el atın, bakın nelere şahit olacaksınız. Dudağınız uçuklamayacak, dudaklarınız kopacak ve konuşamayacaksınız.

MKE (Makina Kimya Endüstrisi) Ankaragücü 1910’da İstanbul’da, İstanbul Sanatkarangücü adı altında kurulan ve silah üreten fabrikanın takımı. Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal Savaşı başlayınca diyor ki, “Bize İstanbul’da silah ürettirmezler, hep beraber Ankara’ya gideceksiniz ve orada fabrika kurarak orduya silah üreteceksiniz.”

Trene biniliyor ve Ankara’ya doğru yola çıkılıyor. Yolda düşmanla çarpışıyorlar, 8 tane şehit veriyorlar. Geliyorlar ve MKE Ankaragücü’nü kuruyorlar. Ankaragücü’nün geçmişi bu. Bilmeyenlere duyurulur.

Yıllar geçiyor, kulüp yavaş yavaş MKE’den uzaklaşarak şahısların eline geçmeye başlıyor. Bakmayın siz dernekler yasası statüsüne. Aşçısını, işçisini, çoluğunu, çocuğunu üye yapan kulübü ele geçiriyor. Kulüp şahıslara borçlandırılıyor, sonunda satılıyor. Bu satılma kelimesi de size ters gelebilir. Ama, kulüp başkanları veya yöneticiler borç para verdiklerini söyleyerek kulübü batağa sürüklüyorlar.

Kervan böyle yürüyor

Kulübün gelirlerine temdit koyuyorlar. Ve sonunda paralarını, faizleriyle birlikte alıyorlar. Peki bu gösterdikleri giderler yasal mı? Onların günahı boynuna. Minareyi çalan mutlaka kılıfını hazırlamıştır veya çok namuslu hareket etmişlerdir. İki türlü olabilir. Buraya kadar herşey tamam. Hatta, kulüplerin defterlerinde araştırma da yaparsanız fazla bir şey bulamazsınız. Ve bu işler yıllardır böyle geldi, bundan sonra da gidecek. Bu yalnız Ankaragücü’ndeki gibi değil çok kulüpte böyle. Haksızlık etmeyelim.

Takıldığım konuyla ilgili sorum sayın Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’e olacak.

Sayın Bakanım, Türkiye’de maliye denen bir kuruluş olsaydı eğer bu orta oyunu oynanır mıydı? Kesinlikle hayır. Neden? Akıl vermek gibi olmasın. 20 sene ticaretle uğraştım ve bu işin en üst düzey okulunu bitirdim. Benim merak ettiğim konu şu Sayın Bakanım.

Kulüplere gelen bu yöneticiler iki sene sonra, üç sene sonra, beş sene sonra 2 milyon dolardan, 80 milyon dolara varana kadar kulüplerin kendilerine borçlu olduğunu söylüyorlar. Yani, bunlar kulübe sıcak para veriyorlar. Kendi söyledikleri bu. Peki, bu yöneticilerin kendi ticari hayatları araştırılsa, bazılarının kulüp başkanlığı yaptıkları dönemdeki ticari hayattan kazandıkları ve iş hacimlerine göz atılsa, devlete verdikleri kutsal vergiler sorulsa bütün bu olaylar ortaya kabak gibi çıkmaz mı? Ne dersiniz Sayın Bakanım. Niçin, böyle bir girişim yapılmıyor?

Paranın yolu ne?

Bir restaurantta sigortasız bulaşıkçı yakalarsanız önce uyarı veriyorsunuz, sonra o müesseseyi kapatıyorsunuz. Ama bahsettiğimiz miktarlar milyon dolarlar. Ne dersiniz Sayın Bakanım?

Size bir şey daha söyleyeceğim. Kulüpler, birbirlerine futbolcu satıyorlar. Buralardan gelen paralar banka yoluyla mı geliyor, çekle mi, senetle mi? Bunlar denetleniyor mu? Kulüplere transferlerden gelen paralar, o şahısların üzerine mi geçiyor. Ne dersiniz?
Yani Sayın Bakanım, maliye görevini yapsa bu kulüplerdeki rezaletlerin yüzde 80’i, 90’ı hallolur. İsterseniz bir işlemlere girin ve deneyin bakın nelere şahit olacaksınız. Dudağınız uçuklamayacak, dudaklarınız kopacak ve konuşamayacaksınız. Sayın Maliye Bakanım Mehmet Şimşek, nutkunuz tutulacak!..

Onlar çok zeki, bizler GERiZEKALI

ANKARAGÜCÜ ile Ankaraspor hülle yoluyla birleştiriliyor. Yani bir kulübün futbol şube sorumlusu, diğer gece rüya görüp diğer kulübe başkan olabiliyor. Bir takımın 7 futbolcusu bir anda öbür kulübe geçebiliyor. Bunların transfer paraları var mı, yok mu soran yok. Yani bu iki kulüp organik bağ içine giriyor.

Yakın geçmişte Gençlerbirliği OFTAŞ olayı vardı, biraz daha eskide Adanaspor-İstanbulspor gerçeği, biraz daha eskide de Bursaspor ile Merinos vardı. Vardı oğlu, vardı. Bu işler sezon başlamadan yapılsa tamam. Tamamen bağımsız yapılsa gene tamam. Çünkü Ankaraspor, anonim şirket. Yani, isterlerse bir kuruluşa satabilirler. Ama öyle yapılmıyor.
Ankaragücü şampiyon olacakmış. Ben Ankargücülüyüm. Büyük mutluluk duyarım. Ama bazı gerçekleri de balçıkla sıvayamayız. Çünkü Ankaragücü geçmişinde haketmediği halde Kenan Evren’in keyfiyle, “Bu takımı lige alın” emriyle lige çıkan bir takım. Onun yarasıyla yıllardır yaşıyor. Şimdi de böyle bir darbe yedi. Neden? Bir evvelki ve ondan evvelki başkan “Verdik” dedikleri paraları kurtarma yoluna gittiler de ondan. Doğru mu yapıyorlar? Bence, doğru yapıyorlar. Çünkü, Türkiye bunları hakediyor. Onlar çok zekiler, bizler gerizekalı... Bu şunu gösteriyor. Türkiye’deki insanların geneli aptal ve hıyar yerine konuyor. Yapanların da yanına kar kalıyor. Onlar ellerini ovuşturuyorlar.

Ankaragücü 8 şehit vermiş. Bence Ankaragücü esas şehitlerini şimdi veriyor. Ve çok yazık oluyor.

Ünsal yine SAHNEDE

Futbol Federasyonu, yeni bir ekip kurulu kurdu. UEFA’nın isteğiyle, şike ve diğer konularda bu kurul kanaatini bildirecek. Ankaragücü ile Ankaraspor’un birleşmesi konusunda da ne yaparlar bilemem. Ama, çok değil yakın geçmişte Yılmaz Tokatlı paşanın başkanlığını yaptığı buna benzer bir kurul, aralarında Samsunspor Başkanı Adnan Ölmez, Ankaragücü Asbaşkanı Mehmet Kemal Ünsal ve Bülent Yavuz’un da adının geçtiği olayda, Tokatlı paşa, “Benim kanaatime göre bu iş gerçekleştirilmiştir” demişti. Ölmez’i haklı bulmuştu. Sonra ne oldu, hikaye. Gene yapanın yanına kar kaldı. O, Mehmet Kemal Ünsal şimdi nerede? Başkent’teki birleşimin sahnesinde. İsmi ve cismi orada duruyor.

Vatikan’ın sahadaki ağırlığını göreceğiz

FIFA ile Vatikan karşı karşıya. Son yapılan Konfederasyonlar Kupası’nda bir oyuncu gol attıktan sonra formasını boğazına kadar kaldırıyor ve altındaki atletinin üzerinde bir cümle çıkıyor: “İsa’yı seviyorum.” Bir başka futbolcu gol atıyor. Yere çömeliyor, namaz kılma pozisyonu alıyor. Kimisi İsa’yı sever, kimisi Musa’yı. Kimisi de Hz. Muhammed’i. Kimisi putperesttir, kimisi ise kimseye inanmaz. Bu tarz olaylar FIFA’nın özellikle de Sepp Blatter’in canını sıktığı için FIFA Başkanı diyor ki, “Bu konuyu görüşeceğiz ve bir daha futbolcular bu tarz yazılarla sahaya çıkamayacaklar.” Bunlar konuşulurken Vatikan’dan sert bir ses yükseliyor: “Din işlerine FIFA karışamaz.” Çok konuda tavrını net koyan FIFA çok hassas olan bu din konusunda Vatikan’a rağmen nasıl bir karar alacak. Merakla bekliyoruz.

Mustafa umarım konuşulanlar yalandır

Beşiktaş'ta bir kazan kaynıyor. Mutlaka bir sebebi de vardır. Futbolculara verilen paralar, dengeleri bozar. O tamam. Ama kulağıma bir şey geldi inanmak istemedim. Yazmadan evvel sormadım da. Çünkü, doğru cevap alacağım fikrinde değildim. Buradan soruyorum. Önemli bir konu. Bu bana kadar geldiğine göre bayağı rahatsızlık olmuş ki toz kalkmış.

Mustafa Denizli, geçen sezonki şampiyonlukların primini almış. Ama yardımcıları Tayfur ve Zafer’in almadığını, verilmediğini ve Mustafa Denizli’nin bu konuda bir tavır koymadığını söylüyorlar. İnşaallah, konuşulanlar yalandır. Cevap gelirse de bu sütunlardan sizleri bilgilendiririm.

KEVGiR GiBi

Futbol Federasyonu, Galatasaray-Beşiktaş derbisini ertelerse büyük hata yapar. Dönülmeyen bir yola girilmiş olunur. Rahmetli Turgut Özal’ın, “Bir defa delinirse ne olur” dediğine geliriz. Sonra kevgir gibi oluruz.

Üç T

DEVLET İstatistik Enstitüsü’ne bir tavsiyem var. Enflasyonu belirlemek için TEFE ve TÜFE’ye bakıyorlar. Eksikler. Yani iki “T” kafi değil. Bundan sonra üç “T”ye bakacaklar. TEFE, TÜFE ve TABATA.

Avrupa’da yap da boyunu bilelim Emre

EMRE Belözoğlu’nun atılması sürpriz değil. Bu, şunu gösteriyor. Fenerbahçe’de henüz disiplin sağlanmış değil. Büyük bir boşluk var. Hadi, Manisaspor maçında kurtardı. Emre Belözoğlu, başka bir maçta bunu yaparsa belki şampiyonluk gider, belki UEFA Avrupa Ligi’nde kupa gider. O zaman dizinizi çok döversiniz ama “Geçmiş olsun” derler adama.

Merak ediyorum. Bizim hakemleri, televizyon dizisindeki İtilmiş-Kakılmış pozisyonuna sokan Emre Belözoğlu, aynı işleri Avrupa’da yapsa ya. Göreyim o zaman boyu kaç santimetre.

Federasyon evinde kiracı konumunda

Kulüplerle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü arasında gidip gelen protokol tribünü tartışması, devletin çıkardığı kanunla kulüplerin aleyhine sonuçlandı. Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım’a, “Böyle bir kanun çıkıyor, siz tavır koymuyor musunuz?” diye sorulduğunda Yıldırım’ın cevabı ilginç oluyor: “Bizim gücümüz yetmiyor kardeşim. Uğraşırsanız, siz uğraşın.”

Kanun çıkmadan önce tribünde Federasyon üyelerinin tamamı oturabiliyordu. Şimdi, oturamıyorlar. Devlet, “Sen beni yiyemezsin. Sen özerksin ama ben seni bir yerden yakalar, yalar yutarım” diyor Futbol Federasyonu’na. Malın sahibi olan Futbol Federasyonu, protokol tribününde kiracı veya devremülk. Tabloya bakın.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Ebru Akel Göğüs Frikiği

Ebru Akel göğüs dekoltesi


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Domain de hadi buyrun...